Bir Beşiktaş macında sene 2015 idi Brugge’ün adını duymuştum. Fotoğraflarda gördüğüm o taş sokaklar, kanallar ve tarihi dokusu beni adeta çağırdı. Ve sonunda o hayal gerçek oldu! Brugge’e ilk ayak bastığım anda kendimi bir masal sehrinde hissettim.

Brugge, Belçika’nın kuzeyinde, rüyalarınızı süsleyecek kadar güzel bir şehir. Özellikle de tarihi merkezi… Sanki zamana meydan okuyan bir tablo gibi. İlk durağım Markt Meydanı oldu. Renk renk evler, devasa Çan Kulesi (Belfort) ve meydanda hareket eden at arabaları… Bütün bu atmosfer beni büyüledi!
Sonra kanal boyunca yürüdüm. Brugge’ü “Kuzeyin Venedik’i” yapan asıl şey bu kanallar sanırım. Ufak teknelerle yapılan turlar hem eğlenceli hem de manzarası muazzam. Bu tur sırasında rehberimiz Emre Bey’in anlattığı ilginç bilgiler Brugge’e olan hayranlığımı daha da artırdı.
Bir de çikolatalar ve tabii biralar var… Hangi dükkandan içeri girsem burnuma yayılan o kakao kokusu beni cezbetti. Brugge, çikolata sevenler için bir cennet diyebilirim. Dürüst olmam gerekirse, dönüşte çikolata dolu bir çanta ile eve döndüm.Tabii dünyadaki en fazla cesıtlılıge sahip biralar…Kanala doğru bakarken çocuklugumdan berı kıtaplarına hayranlık duydugum Agatha Christie’nin hayat verdiği Hercule Poirot karakterının cizimi etiketiyle hayat bulan o stout tadı…

Zaman yettiğince Begijnhof gibi sessiz ve huzurlu yerleri de ziyaret ettim. Şehrin tarihini iliklerinize kadar hissedebileceğiniz bir alan burası. Beni en çok etkileyen, Brugge’ün modern hayatı ve tarihî dokuyu nasıl mükemmel bir şekilde birleştirebildiği oldu.
Eğer hiç Brugge’e gitmediyseniz, bence rotanıza bu büyüleyici şehri eklemenin zamanı geldi. Çünkü burası sadece bir şehir değil, aynı zamanda huzur bulabileceğiniz, keşfetmekten mutluluk duyacağınız bir tarih hazinesi.

Mehmet Mezher Adıgüzel için bir cevap yazın Cevabı iptal et